Sİgur Rós'un yeni albümü üzerine bir şeyler yazmak istiyorum ama bir şeyler beni engelliyor delice. Daha dinlemedim tabii herkes gibi bu albümü ama dinlediğim kadarıyla, ilk single Goobledigook bende anlam veremediğim hisler uyandırdı; daha yeni elde edilmiş bir radyo kaydından dinlediğim ikinci şarkı Festival ise beni alışıldık Sigur Rós hissine yaklaştırdı. Bu açıdan mutluyum ve albümün henüz dinlenmemiş diğer kısmından da umutluyum.
Şuradan dinleyebilirsiniz Festival'i. New Sigur Rós Track at JPs Blog
Seviyorum.
Sýnir færslur með efnisorðinu Sigur Rós. Sýna allar færslur
Sýnir færslur með efnisorðinu Sigur Rós. Sýna allar færslur
föstudagur, 6. júní 2008
þriðjudagur, 6. maí 2008
mánudagur, 10. mars 2008
Heima #2
Heima^nın tamamını izleyebilirsiniz.. Ayrıca www.sigurros.com adresinden de yayınlanmamış bir video clip edinebilirsiniz, bu aralar çok çalışıyor çocuklar, yeni albüm de yolda, heyecanımız dorukta..
mánudagur, 4. febrúar 2008
miðvikudagur, 9. janúar 2008
laugardagur, 15. desember 2007
fimmtudagur, 13. desember 2007
Varılamayan Bir Tüm
"Sigur Rós bir yana tüm müzik dünyası bir yana" şeklinde düşünen iki insanın yazdığı bir blog burası; bu belli zaten. Lakin ben hala bu grupla ilgili gerçekten içimdeki her şeyi tam olarak ifade edebilecek net cümleler kuramamaktan muzdaribim... Zamanında şuraya bir şeyler yazmıştım. Ucundan azıcık ne ifade etmek istediğimi anlayabilirsiniz bu ifadesizlik konusunda.
Bu durum bana Sokrates'in Menon'la "erdem" üzerine yaptığı diyalogu anımsatıyor. Sokrates ve Menon "erdem" denen şeyi betimlemeye çalışırken, "erdem"le ilgili söyledikleri tüm cümleler aslında bu başlık altında verilecek örneklerden öteye gitmiyordu. Aynı bu diyaloglarda olduğu gibi, benim de Sigur Rós üzerine söyleyeceğim her şey onları deneyimlerken -evet "deneyimlerken" diyorum "dinlerken" yerine; buraya dikkatini çekmek istiyorum ey okuyucu, hissettiğim o tümleşik ve birbirini tamamlayan hisler bütününün ayrıştırılmış ve tüm bu ayrı parçaların örneklendirilmiş hali oluyor. Bir türlü tümevarılmıyor sözcükler ve cümlelerle.
Zamanında bir arkadaşım -Herman- sözlükte bana göre Sigur Rós'la ilgili yapılmış en anlamlı ve o tüme en yakın tanımı yapmıştı. Pek çok sevdiğim "Contact" isimli filmin pek çok sevdiğim bir sahnesindeki sözleri yazmıştı kendi tanımını yapmak yerine. Sanırım o da benim gibi bu konuda ifadesizlikten yakınmakta. Neyse uzatmadan bu entry'i buraya yazıp sözlerime son vermek ve diğer yazıma geçmek istiyorum:
"bu...
...semavi bir olay...
hayır !
hiç bir kelime !
hiç bir kelime...
...bunu tarif edemez.
şiir !
bir şair...
...göndermeliydiler.
o kadar güzel ki !
güzel !
çok güzel.
hiç sanmazdım."
(bkz: contact)
(katisuret, 22.03.2005 20:52)
Öyle.
Bu durum bana Sokrates'in Menon'la "erdem" üzerine yaptığı diyalogu anımsatıyor. Sokrates ve Menon "erdem" denen şeyi betimlemeye çalışırken, "erdem"le ilgili söyledikleri tüm cümleler aslında bu başlık altında verilecek örneklerden öteye gitmiyordu. Aynı bu diyaloglarda olduğu gibi, benim de Sigur Rós üzerine söyleyeceğim her şey onları deneyimlerken -evet "deneyimlerken" diyorum "dinlerken" yerine; buraya dikkatini çekmek istiyorum ey okuyucu, hissettiğim o tümleşik ve birbirini tamamlayan hisler bütününün ayrıştırılmış ve tüm bu ayrı parçaların örneklendirilmiş hali oluyor. Bir türlü tümevarılmıyor sözcükler ve cümlelerle.
Zamanında bir arkadaşım -Herman- sözlükte bana göre Sigur Rós'la ilgili yapılmış en anlamlı ve o tüme en yakın tanımı yapmıştı. Pek çok sevdiğim "Contact" isimli filmin pek çok sevdiğim bir sahnesindeki sözleri yazmıştı kendi tanımını yapmak yerine. Sanırım o da benim gibi bu konuda ifadesizlikten yakınmakta. Neyse uzatmadan bu entry'i buraya yazıp sözlerime son vermek ve diğer yazıma geçmek istiyorum:
"bu...
...semavi bir olay...
hayır !
hiç bir kelime !
hiç bir kelime...
...bunu tarif edemez.
şiir !
bir şair...
...göndermeliydiler.
o kadar güzel ki !
güzel !
çok güzel.
hiç sanmazdım."
(bkz: contact)
(katisuret, 22.03.2005 20:52)
Öyle.
miðvikudagur, 12. desember 2007
þriðjudagur, 11. desember 2007
Njósnavélin

"Dünyanın yaratıldığı büyük boşluğun eğlenceli olmayan kısmı kırmızı bir karanlığa dövülmüştür ve bu kızıl karanlığın çocukları acı ve hüzün adına ne varsa boşluğun diğer yanında doğanları uzak tutmak için hayata gelmişlerdir. Doğumda seçmediğiniz tarafın oyuncuları olarak size verilen rolleri kabullenmek ve bunlar hakkında düşünmemek en önemli görevlerinizdir."
İşte bu kızılın kızlarından birisi, buzun neden soğuk olduğunu düşündüğü gün aklını taraf değiştirmeye teslim etti. Hayatta her şeyin cevabı sesteydi, ve sesten "boşluğun içindeki hareketi, serbest düşüş^ün kuralsızlığını" ona anlatmasını istedi. Njósnavélin yaratıldı, soru en büyük soruyla cevaplandı. Dağlandık.
Pastel kaldırımları ve sessiz yağmurlarıyla canlılığını yitirmiş bir şehrin, ölümden de beter bakan insanları arasında yaşıyorum ve kaçınılmaz olan yaşam sonu düşüncelerimde önüme her seferinde yeni bir kitap açabilmeyi başaran çok az sayıdaki seslerden birisi njósnavélin. Bir an rüya oluyorum, başka bir zam^an düşleniyorum. Gerçekten kopmaya mı sevdalıyım yoksa kapanın dişleri çok mu sıkıyor beni bilmiyorum. Şöyle bir geriye çekilip oynamaktan bakmaya fırsat bulamadığım dünya oyununu görüyorum, hamleleri düşünüyorum, kazanmıyor ve kaybetmiyorum. Njósnavélin^e girdiğimde, hiçbir şeyin önemi kalmıyor ve ben bu boşlukta kendimi hiç olmadığım kadar gerçek hissediyorum. Hiç beklemediğim kadar adam oluyorum..
you sigh alone..
Von
Madem ilk yazılar bunlar, biraz umutla başlayalım istedim her şeye... Bu aralar en çok ihtiyaç duyduğum şey olması bir yana, umut her zaman en çabuk tüketip, en çok aradığımız şey oluyor. Bulunca doğru kullanamıyoruz, insanca davranıp (!) olmadık çağrışımlarla yanlış kullanıyoruz onu ama olsun. Sigur Rós'un "Von"u bizi yanlış yerlere götürmez herhalde... Olsa olsa olmamız gereken yerlere uçarız. Belki biraz buz, belki soğuk bir ülkede minik evlerin içindeki kırmızı bir evin düşü yakalar bizi... Kim bilir.
Gerast áskrifandi að:
Færslur (Atom)





